İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Facebook Twitter Google Plus Linkedin

DÜNYA AIDS GÜNÜ VE HIV VİRÜSÜ

Güncelleme Tarihi: 30/11/2018

İnsan immun yetmezlik virüsü (HIV), bağışıklık sistemini hedef alarak vücudun enfeksiyonlara
ve bazı kanser türlerine karşı savunmasını zayıflatır. HIV virüsü, bağışık sistem hücre fonksiyonlarının
zaman içerisinde kademeli olarak bozulmasına sebep olur. Bu nedenle bağışık sistemi normal olan
kişilerin kolaylıkla baş edebileceği pek çok enfeksiyon, kanserler ve diğer bazı hastalıklar bu virüsle
enfekte kişilerde daha sık görülebilmektedir. HIV enfeksiyonunun ileri evresi Akkiz İmmun Yetmezilk
Sendromu (AIDS) olarak adlandırılmaktadır. Kişilerin HIV virüsüyle enfekte olmasıyla hastalığın AIDS
evresine ulaşması bireysel farklılıklar göstermekle beraber 2 ila 15 yıl gibi bir süre almaktadır. AIDS
belli kanser türlerinin, enfeksiyonların ve diğer klinik şekillerin oluşmasıyla kendini gösterir.
HIV/AIDS enfeksiyonu dünyada ilk olarak 1980’li yılların başında tanımlanmıştır. HIV virüsü
1983 yılında izole edilmiş, hastalığın tanımlandığı 1981 yılından beri yaklaşık 35 milyon kişi bu hastalık
nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Temmuz 2017 verilerine göre
dünyada 2016 yılı itibariyle 36,7 milyon kişi HIV virüsü ile enfekte insan yaşamaktadır. Bu sayıya yılda
yaklaşık 1.6 ila 2.1 milyon kişi eklenmekte ve yılda 1 milyon kişinin HIV nedeniyle hayatını kaybettiği
tahmin edilmektedir. Ülkemizde hastalık ilk olarak 1985 yılında tanımlanmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın
Aralık 2016 verilerine göre ülkemizde kayıtlı 14695 HIV/AIDS hastası bulunmaktadır, ancak bu sayı
her geçen gün hızla artmakta, gerçek sayı tam olarak bilinmemektedir.
HIV enfeksiyonunun bulguları hastalığın dönemine göre değişmektedir. Genellikle hastalığın
alındığı ilk birkaç ay bulaşıcılığın en fazla olduğu dönemdir. Hastaların önemli bir kısmı, geç
dönemlerine kadar hastalığın farkında olmayabilir. Enfeksiyonun ilk birkaç haftasında ateş, baş ağrısı,
vücutta yaygın döküntüler, boğaz ağrısı gibi grip benzeri belirtiler görülebilir. Ancak bazı hastalarda
bu bulguların hiç biri saptanmayabilir. Hastalık ilerledikçe lenf bezlerinde büyüme, kilo kaybı, ateş,
ishal, öksürük gibi belirtiler gelişebilir. Tedavi edilmeyen hastalarda ise bağışık sistemin işlevlerinin
bozulması nedeniyle verem, kriptokok menenjiti, ağır bakteriyel enfeksiyonlar, Kaposi sarkomu,
lenfoma gibi kanserler görülebilmektedir.
Hastalık; HIV ile enfekte bir kişiyle korunmasız cinsel ilişkiyle, HIV’li bir kişiyle ortak kullanılan
enjektörlerle, enfekte anneden bebeğe gebelikte, doğum sırasında veya emzirmeyle, enfekte olmuş
kan transfüzyonuyla bulaşabilmektedir.
Hastalığın tedavisinde virüsün çoğalmasını durduran, vücutta hücre yükünü azaltan çeşitli
sınıflarda antiretroviral ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar bazı durumlarda hastalıktan korunma
amacıyla da kullanılmaktadır. Uygulanan ilaçlarla hastalığın ilerleyişi durdurulabilmekte, bulaşıcılık
azalmakta, HIV virüsü taşıyan anneden bebeğe hastalık bulaşması engellenebilmektedir. Etkin tedavi
seçenekleri sayesinde hastalar normal yaşamlarına devam edebilmektedir. Ancak henüz hastalığın
kesin bir tedavisi bulunmamaktadır.
Hastalıktan korunmada etkin bir aşı bulunmamaktadır. Bu nedenle hastalık hakkında
farkındalığın arttırılması, riskli davranışlardan kaçınılması, bulaş riskinin azaltılması için hastalığın
erken tanısı önem arz etmektedir. HIV enfeksiyonu oldukça basit ve ucuz yöntemlerle önlenebilir bir
hastalıktır, korunma önlemleri tedaviden çok daha etkindir. Günümüzde en sık görülen bulaş yolu
cinsel temastır. Bu nedenle tek eşliliğe dikkat edilmesi, riskli cinsel temasta kondom kullanımı gibi
önlemler en güvenli ve basit korunma yollarıdır.

Kan ve kan ürünleri ülkemizde 1987 yılından beri HIV yönünden test edilmektedir. Aynı
zamanda organ ve doku nakilleri öncesinde de gerekli testler uygulanmaktadır. Dövme ve piercing
gibi bulaş açısından riskli uygulamaların temiz ve steril koşullarda, güvenilir yerlerde yaptırılması,
damar içi uyuşturucu kullanan kişilerin tek kullanımlık steril enjektör kullanması, gebelerin takipleri
sırasında HIV açısından taranması gibi önlemler HIV bulaşma riskini azaltmaktadır.
Bununla beraber hastalara karşı ayrımcılığın ve damgalanmanın önlemesi diğer bir önemli bir
noktadır. Bu amaçla en az hastalığın bulaş yolları kadar bulaşın gerçekleşmediği durumlar da
bilinmelidir. Toplumun bu konuda bilgilendirilmesi ayrımcılıkla mücadelede önem arz etmektedir.
Hastalık, virüsü taşıyan kişilerle aynı ortamda bulunmak, aynı okulda okumak, aynı iş yerinde
çalışmak, el sıkışmak, yemek yemek, ortak tuvaletleri, banyo alanlarını kullanmakla
bulaşmamaktadır.
Ülkemizde, HIV/AIDS hastalığının yayılımının önlenmesi için toplumda ve yüksek riskli
davranışta bulunan gruplarda, hastalık hakkında farkındalığın ve bilgi düzeyinin arttırılması
gerekmektedir. Bu amaçla korunma ve önleme çalışmalarına öncelik verilmesi günümüzde en
mantıklı yol olarak görülmektedir. HIV ile enfekte bireylere karşı ayrımcılık ve damgalanmanın
önlenmesi için gerekli adımların atılması; riskli teması olan kişilerin hastalığın, bulaş ve korunma
yolları konusunda bilgilendirilmesi; HIV ile enfekte kişilerin tedavi seçeneklerine kolay ve kesintisiz
biçimde erişiminin sağlanması; bu kişilere gerekli psiko-sosyal destek ve bakım olanaklarının
sağlanması hastalıkla mücadelede en önemli noktalar olarak değerlendirilmektedir.

Prof. Dr. Tuna DEMİRDAL / Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği